Cumhuriyet kadınının en güzel örneklerinden biri olan, kadının gücünü ve kitap okumanın önemini bizlere hatırlatan değerli Bedriye Berber Engin ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.
İçinde bulunduğumuz çağda, sürdürülebilirlik ve doğaya dönüş kavramları her zamankinden daha önemli hale geldi. Bu bağlamda, eko-turizm hem yerel kültürleri keşfetmek hem de doğayı korumak adına büyük bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin köylerinde, geleneksel yaşamı ve doğayla iç içe olmayı deneyimlemek ise turistler için yeni bir turizm anlayışı geliştiriyor.
Bu anlayışın öncülerinden biri olan, 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bugüne kadar okuduğu üç bine yakın kitap nedeniyle “Sıradışı Okur” unvanını verdiği Bedriye Berber Engin, kitaplardan öğrendiği ekoturizmi, Bilecik’in Kurşunlu ilçesindeki köyüne getirerek, uzun yıllardır köydeki kadınlarla birlikte turizm faaliyetleri sürdürüyor. Aynı zamanda köy sakinleri ile birlikte üretilen organik ürünler www.bedriyedensofraniza.com sitesinde satışa sunuluyor.
Uzun zamandır çalışmalarını severek takip ettiğimiz Bedriye Berber Engin ile Bilecik’in Kurşunlu köyündeki kadınlarla birlikte organize ettiği eko-turizm faaliyetlerini, yerel halkın kalkınmasına katkı sağlayan projelerini ve ziyaretçilere sunduğu eşsiz deneyimleri konuştuk.
Bedriye hanım öncelikle sizi uzun yıllardır hayranlıkla takip ettiğimizi belirtmek isterim. Sizi daha yakından tanımak isteyen okuyucularımız için kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
22 Haziran 1961 doğumluyum. Üç tane çocuğum var. Bilecik Gölpazarı Kurşunlu köyünde yaşıyorum. Şimdiye kadar ne yediysem, kendim yetiştirdim. Çekirdekten..Başka şansımda yoktu zaten. Köyümden hiç çıkmadım. Hiç başka yerde yaşamadım. Hep toprakla haşir neşir oldum ve ondan geçindim. Bunun yanısıra da hayvancılık, arıcılıkta dahil. 3-4 Sene öncesine kadar 2 ağır büyükbaş hayvanım da vardı. Yani bildiğiniz sıradan bir köylüyüm. Sadece biraz okurum o kadar… 2012’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Sıradışıokur” seçildim. Hayvan otlatarak okuduğum için…
Eko-turizm faaliyetlerine başlamaya nasıl karar verdiniz?
Bilecik Valiliği’nin bir fizibilite çalışması sonucunda eko-turizm uzmanları köye geldiler. “Bu köyde turizm yapılabilir. Temizlik ve hijyen var, çiçek var, samimiyet var” dediler. Benim kitaplardan öğrendiğim eko-turizm için start verdiler ve gittiler. Gerisi tamamen benim kişisel çalışmalarımla oluşmuştur. Benimde yıllarca kafamda oluşturduğum hayalleri gerçekleştirmek için fırsat verdiler. Bir çadır kampıyla başladım. Önümüz kıştı. Ev açmamız gerekiyordu. Kapı kapı gezerek kadınları ikna etmem lazımdı. Bana güvenen bir avuç kadınla devam ettim.
Köydeki kadınların turizm faaliyetlerine katılımı nasıl şekilleniyor? Hangi görevlerde yer alıyorlar? Nasıl bir iş birliği geliştirdiğinizden kısaca bahsedebilir misiniz?
Herkes kendi kullandığı evi ve kullanmadığı odaları turizme açtı. Odalara tek kişilik ve bir odaya da çift kişilik yatak hazırladık. Koltuk, kanepe çıkartıldı. Burası göçmen köyü ve bildiğin en temiz köy seçildi. Övünmek gibi olmasın. Ayrıca kadınlarımızın ortak alanda da ayrı ayrı görevleri var.
Turistleri ağırladığınız köy evlerinin ve verdiğiniz hizmetlerin hazırlık süreci nasıl ilerliyor?
Hazırlık aşamalarımız çok yoğun geçiyor. En ince ayrıntılara kadar toplanıp, konuşuyoruz. Menü aynı olduğundan, bir hafta varken baklavasını, yaprak sarmasını, ince temizliğini yapıyoruz. Düşünsenize o odadan kendisine ait en ufak bir iz kalmaması gerekiyor… Erkeklere bile görev düşüyor. Dağda çalı toplayıp bir ateş yakması, semaverde çay yapılması, taşınacak eşyalar onlara ait…
Yerel yemeklerimizden muhteşem bir akşam sofrası kuruyoruz. Toprak tencerede, toprak sobada etli kuru fasulye, kendi yaptığımız bulgur ile şahane bir pilav yoğurt. Zeytinyağlı sarma, dolma ve baklava Ekmeğimizi taa Bulgaristan’dan getirdikleri ev mayasıyla yapıyoruz.
Kahvaltı gerçek bir köy kahvaltısı… Kendi yaptığımız bal bizim, tereyağını bir arkadaş yapıyor. Pişi ve toprak saçta menemen…
Eko-turizm, köydeki kadınların ekonomik bağımsızlıklarına nasıl katkıda bulunuyor?
Grup gittikten sonra, kadınlarla oturup parayı paylaşıyoruz. Herkes kaç kişi ağırladıysa; evini açan, pazarda ürünü olan, ekmek yapan, mantı yapan, süt ve tavuk satan herkes parasını alıyor. Turizm kocaman bir pasta ve herkes payına düşeni alıyor. Gölpazarı’nın esnafı bile… Ziyaretçiler Osmanlı’dan kalma tarihi eserleri gezerken, ilçeden de alışveriş yapılıyor.
Köy yaşamına dair ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği etkinlikler nelerdir?
En çok Haziran’da Kiraz toplama etkinlikleri, ot toplama etkinlikleri…Mayısta dağdaki şakayıklarda talep görüyor. Bağ bozumu, yılbaşı etkinliği, kış ve karda soba keyfi…
Uzun yıllardır eko turizm faaliyetlerini sürdürüyorsunuz. Bu süreçte yaşadığınız zorluklardan bahsedebilir misiniz?
Evet 11 senedir bu kırsal turizmi yapıyorum. En çok başlamadan evvel “Etraf ne der?” duvarını aşmakta çok zorlandım. Köyde bunu bir kadının başlatmasını kabul ettirmekte zorlandım. Muhtar yanıma yaklaşana ceza verdi. Ama sonra benden bir gazetecinin önünde özür diledi. İnsanlar bilinmeyenden korkar. Onlarda korktular işte. Aslında başlarken kendimde “köyüme zarar verir miyim?” diye korktum. Ama tam tersi oldu. Yoluma çıkan taşları temizlemek çok zamanımı aldı. Ama başardım.
Okuduğunuz 3 bine yakın kitapla “sıradışı okur” seçildiniz, kitap yazdınız. Kitaplardan aldığınız ilhamla bir köyde büyük bir dönüşüm yarattınız. Birçok yayın kuruluşunda yer aldınız. Kitapların hayatınızdaki yeri hakkında neler söylemek istersiniz?
Sıradışı okur seçilmeseydim. Tv ve radyolara ve üniversitelere davet edilmeseydim. Köyümü tanıtmayı başaramazdım. Misafirlere diyorum ki; “Ben kitap okumasaydım, siz burada olmazdınız. ”
Hayatım rengarenk.. Sabah kalkıyorum. Japon bir aileyle kahvaltı yapıyorum. Akşam çayımı dünyanın bir yerinden gelen gönüllü kızla içiyorum. Köyümden çıkmadan…
Ama bu renkleri kendim boyadım.
Bedriye Berber Engin’in köyünde özenle yetiştirilen doğal ürünlerine www.bedriyedensofranıza.com sitesinden ulaşabilirsiniz.
Bu keyifli röportaj için Bedriye Berber Engin’e çok teşekkür ederiz.
Röportaj: Selda Karahan





