Mustafa Kemal Atatürk: “Bir vatanın sahibi olmanın yolu; o topraklarda yaşamış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak, sahip olmaktan geçer.”
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk, yaşadığı süre boyunca Türkiye’yi kültür ve sanat yönünden çağdaş düzeye çıkarmaya çalışmış ve bunu “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözüyle vurgulamıştır. Atatürk kültür ve sanatın hemen her yönüyle ilgilenerek, milletine bu sevgiyi aşılamaya çalışmıştır.
Atatürk’ün, bu toprakların geçmişine sahip çıkmanın önemine verdiği değer, TBMM’nin açılışının hemen arkasından 9 Mayıs 1920’de göreve başlayan ilk hükümetin yapacağı işler arasında eski eserlerin derlenmesi ve yeni müzeler kurulmasının istemesinden anlaşılmaktadır.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda sanat ve kültür insanları korunmuş, sanat kolları halkevlerinin çatısı altında toplumla bütünleştirilmiş ve sergiler düzenlenmiştir. Devlet; sanat ve kültüre destek vermiş, onları teşvik etmiş, sanat ve kültürün gelişimini öncelikle görev saymıştır. Anadolu’nun geleneksel değerleri de bu dönemde ortaya çıkarılmıştır.
Atatürk’ün cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmasını istediği müzelerin başında Ankara Etnografya Müzesi gelmiştir. Milli Mücadelenin sürdüğü yıllarda kurulacak bir milli müzenin topluma kültürel ve tarih yönünden büyük katkısı olacağını düşünmüştür. Müzenin yapımına 25 Eylül 1925’de başlanmış ve 1928 de Etnografya Müzesi açılmıştır.
Atatürk’ün direktifi ile 3 Nisan 1924 yılında Bakanlar Kurulu kararında Topkapı Sarayının Müze olarak ziyarete açılması karalaştırılmış ve Sarayın müzeye dönüştürülmesi çalışmalarını Atatürk yakından takip etmiştir. Atatürk, 1934 yılındaki son ziyaretinde sarayın kütüphanesinde bulunan Piri Reis’in Amerika haritasının gizli olmamasını, dünyaya tanıtılması, özellikle Amerika’ya gönderilmesini istemiştir.
Tarihi eserleri ve müzeleri ziyaret etmeye her zaman çok önem veren Atatürk, 1929 yılında Sultan Ahmet Camii’yi inceleyerek restorasyonunu istemiştir. Ayasofya ise o dönemde, harap bir halde, parsellenmiş kahvehane olarak işletilmektedir. Atatürk tarihi binayı Maarif Vekaleti’ne bağlayarak müze olmasını sağlamıştır.
O’nun döneminde kurulan Türkiye’nin ilk resim heykel müzesi olan İstanbul Resim Heykel Müzesi için Dolmabahçe Sarayı’nın 9 bin metrekarelik Veliaht Dairesi tahsis edilmiştir. 1937 yılının Eylülünde açılan müzeye, Ankara Halkevi, Dolmabahçe Sarayı, Maarif Vekaleti ve TBMM gibi yerlerdeki resim ve heykeller gönderilmiştir.
Atatürk çıktığı yurt gezilerinde genellikle müze ve ören yerlerine de uğrayarak birçok müzenin kuruluşu ile bizzat ilgilenmiştir. Konya gezisi sırasında 21 Şubat 1931 tarihinde İsmet İNÖNÜ’ye çektiği telgrafında; ülkemizin sahip olduğu kültürel mirasların korunması, tarihi eserlerin ortaya çıkarılması ve restore edilmesi için arkeologların gerekliliği ve müzeciliğin önemi ile ilgili talimatta bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca bu dönemde devlet bursuyla ilk yurt dışına arkeoloji eğitimi almak için gönderilen Ekrem Akurgal, Sedat Alp, Arif Müfit Mansel, Halet Çambel gibi çok sayıda öğrenci yetiştirerek arkeoloji biliminin ülkemizde gelişmesini sağlamışlardır.
Ömrü boyunca vatanı için çalışan Ulu Önder Atatürk, kültürü bir devlet politikası olarak görmektedir. Türkiye topraklarında yaşamış uygarlıkların incelenmesini ve korunmasını sağlamak için 15 Nisan 1931 yılında Türk Tarih Kurumu’nu kurmuştur. Kendinden sonra buradaki araştırma ve kazı çalışmalarının aksamaması için mirasının büyük bir kısmını bu kuruma bırakmıştır. 1935 yılında Florya Köşkü’ne çağırdığı Türk Tarih Kurumu Başkanı Hasan Fehmi Çambel ve Afet İnan’a, her türlü kültürel ve arkeolojik belgeleri toplanma, koruma, restorasyonu için yeterli tedbirlerin alınması, gerekli kurumlarla işbirliği,yerel çevrelerin duyarlı olmaları, yalnızca kazıların yeterli olmayacağı, buluntuların restorasyonu yapılarak korunmaları ile ilgili talimat vermiştir.
1933 yılından itibaren Çanakkale-Truva, Çorum-Boğazköy, Malatya-Aslantepe başta olmak üzere yurdun dört bir yanında kazılara başlanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında eski eserlerin korunması, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere devletin üst düzey yöneticileri tarafından titizlikle takip edilmiştir.
Atatürk, bir yandan arkeoloji çalışmalarına destek olurken bir yandan da müzelerin hukuki sorunları üzerinde çalışmıştır. Yürürlüğe koyduğu kanun ve talimatlarla Türkiye’nin kültür mirasını koruma altına alınmıştır. Ayrıca yabancı arkeologların yaptıkları kazıların başında kazı komiserleri (müze uzmanları) görevlendirilmiş ve yurt dışına eser kaçırılması önlenmeye çalışılmıştır.
“Türk Milleti!, tarihinle öğün, çükü senin ecdadın, medeniyetler kuran, devletler, imparatorluklar yaratan bir mevcudiyettir.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Kaynakça
- F.Gerçek, Türk Müzeciliği, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
- Erdem Yücel/hport.com.tr
- D.Yaşa, Atatürkçülüğün Esasları, Ankara
